Bir zamanlar erkeklerin güç ve aristokrat statü göstergesi olan topuklu ayakkabılar, nasıl kadınlığın sembolüne dönüştü? Kadınlar neden yüksek topuklar üzerinde yürümeye başladı? Ve neden günümüzde topuklu ayakkabı giymeyi reddetmek bir kadın hakları tartışmasına dönüştü?
Bayat Gündem | Tarih, Toplum ve Kadın Hakları
Bir çift ayakkabı, ilk bakışta moda dünyasının sıradan bir nesnesi gibi görünebilir. Oysa topuklu ayakkabının birkaç yüzyıla yayılan tarihi, sınıfsal ayrıcalıklardan erkek egemen toplumsal düzene, güzellik anlayışından kadınların çalışma hayatındaki konumuna kadar uzanan ilginç bir hikâye anlatıyor.
Bugün kadın modasının en belirgin sembollerinden biri olarak kabul edilen yüksek topuklu ayakkabılar, aslında başlangıçta kadınlara özgü değildi. Bir dönem Avrupa aristokrasisinin erkekleri tarafından giyilen bu ayakkabılar, zaman içerisinde toplumsal cinsiyet rollerinin değişmesiyle kadın modasının merkezine yerleşti.
Ancak hikâye burada bitmedi. 20. yüzyılda kadınların çalışma hayatına katılması, feminist hareketlerin güçlenmesi ve kadın bedeninin toplumsal denetimine yönelik eleştirilerin artmasıyla topuklu ayakkabılar yeni bir tartışmanın konusu oldu.
Artık mesele yalnızca şık görünmek değildi. Kadınların nasıl giyinmesi gerektiğine kim karar veriyordu?
1. Topuklu ayakkabıyı önce erkekler giyiyordu
Bugün topuklu ayakkabı denildiğinde akla öncelikle kadınlar geliyor. Ancak tarihsel gerçek oldukça farklı.
Topuklu ayakkabıların Avrupa'daki erken kullanımında erkek binicilerin önemli bir yeri vardı. At üzerinde kullanılan topuklu çizmeler, binicinin ayağını üzengide daha sağlam tutmasına yardımcı oluyordu. Zamanla bu işlevsel tasarım Avrupa aristokrasisinin giyim kültürüne taşındı.
-
yüzyılda topuklu ayakkabı, erkekler arasında güç, zenginlik ve toplumsal statünün göstergesine dönüştü.
Bu dönüşümün en tanınmış örneklerinden biri Fransa Kralı XIV. Louis'dir.
Güneş Kral olarak bilinen XIV. Louis, kırmızı topuklu ayakkabılarıyla aristokrat modasının sembollerinden biri haline geldi. Saray çevresinde kırmızı topuk kullanımı ayrıcalığın ve krala yakınlığın işaretiydi.
Burada topuklu ayakkabının taşıdığı anlam oldukça açıktı: Ayakkabı, insanın toplumsal konumunu gösteren bir işaretti.
Yüksek topuklarla yürümek, fiziksel rahatlıktan çok ekonomik gücü ve ayrıcalıklı sınıfın yaşam tarzını temsil ediyordu.
2. Kadın modasında topuklu ayakkabının yükselişi
-
yüzyılda Avrupa aristokrasisinde kadınlar da topuklu ayakkabıları benimsemeye başladı. Ancak kadın modasında topukların biçimi ve estetik anlamı erkeklerinkinden farklılaşmaya başladı.
Kadın ayakkabıları daha ince, zarif ve süslü tasarımlara yöneldi. Yüksek topuklar, uzun elbiseler ve gösterişli kıyafetlerle birlikte aristokrat kadın imajının bir parçası haline geldi.
Venedik'te kullanılan chopine adı verilen aşırı yüksek platform ayakkabılar ise bu dönemin dikkat çekici örneklerinden biriydi. Bazı modeller o kadar yüksekti ki kadınların yürüyebilmek için yardım alması gerekiyordu.
Bu ayakkabılar yalnızca estetik bir tercih değildi. Yüksek platformlar, zenginlik ve toplumsal statü göstergesi olarak da kullanılıyordu.
-
yüzyılda kadın modasında topuklu ayakkabıların biçimi daha da inceldi. Özellikle Fransız saray modası, kadın ayakkabılarının Avrupa'da yaygınlaşmasında etkili oldu.
Ancak Fransız Devrimi ile birlikte aristokrat yaşam tarzının sembolleri de sorgulanmaya başladı. Gösterişli kıyafetler ve yüksek topuklar, eski rejimin ayrıcalıklı dünyasını hatırlatan unsurlar arasında görülüyordu.
Böylece topuklu ayakkabının anlamı bir kez daha değişti. Bir dönem erkek aristokrasisinin gücünü temsil eden ayakkabılar, giderek kadın modasının belirgin bir unsuruna dönüştü.
3. Modern kadınlık imajı ve yüksek topuklar
-
yüzyılda topuklu ayakkabılar, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında kadın modasının önemli parçalarından biri haline geldi.
1950'lerde Christian Dior'un 1947 yılında tanıttığı New Look koleksiyonu, kadın modasında belirgin bir dönüşüm yarattı. İnce bel, geniş etekler, vurgulanan kadın silueti ve zarif ayakkabılar savaş döneminin daha işlevsel giyim anlayışından farklı bir estetik ortaya koydu.
Stiletto topukların gelişmesi de bu dönemin moda anlayışıyla yakından ilişkiliydi.
Yüksek ve ince topuklar, kadınların daha uzun görünmesini sağlıyor, bacak ve vücut hatlarını belirginleştiriyordu. Moda endüstrisi bu görünümü modern, zarif ve çekici kadın imajının önemli bir parçası olarak pazarlamaya başladı.
Fakat tam bu dönemde başka bir toplumsal dönüşüm yaşanıyordu.
Kadınlar giderek daha fazla fabrikalarda, bürolarda, üniversitelerde ve kamu kurumlarında çalışmaya başlıyordu. Eğitim ve istihdam olanaklarının genişlemesi, geleneksel kadınlık rollerini de tartışmaya açıyordu.
Bir tarafta ekonomik bağımsızlık kazanmaya çalışan kadınlar, diğer tarafta kadınların dış görünüşüne ilişkin geleneksel beklentiler vardı.
Kadınların profesyonel hayatta başarılı olmaları beklenirken aynı zamanda bakımlı, zarif ve çekici görünmeleri de toplumsal bir beklenti olarak varlığını sürdürüyordu.
Topuklu ayakkabı bu çelişkinin görünür sembollerinden biri haline geldi.
4. Feminizm ve kadın bedeninin özgürleşmesi tartışması
1960'lı ve 1970'li yıllar, kadın hareketlerinin toplumsal ve siyasal alanda güç kazandığı bir dönemdi.
İkinci dalga feminizm olarak adlandırılan bu hareket, kadınların yalnızca hukuki ve ekonomik eşitliğini değil, gündelik yaşamda karşılaştıkları toplumsal baskıları da tartışmaya açtı.
Kadınların nasıl giyindiği, bedenlerinin nasıl değerlendirildiği, güzellik standartlarının kim tarafından belirlendiği ve kadınların erkeklerin beklentilerine göre yaşamak zorunda bırakılıp bırakılmadığı önemli tartışma konuları haline geldi.
Bu dönemde güzellik endüstrisi de feminist eleştirilerin hedefindeydi.
Kadınların sürekli genç, ince, bakımlı ve çekici görünmeye zorlanması; moda, kozmetik ve reklam sektörlerinin kadın bedeni üzerinden ekonomik kazanç sağlaması eleştiriliyordu.
Topuklu ayakkabılar da bu tartışmanın içine girdi.
Bazı feminist yorumlara göre yüksek topuklar, kadınların hareket özgürlüğünü kısıtlayan, bedenlerini belirli bir estetik kalıba sokan ve kadınlığı dış görünüş üzerinden tanımlayan toplumsal beklentilerin bir parçasıydı.
Ancak feminist hareket içinde bu konuda tek bir görüş bulunmuyordu.
Bazı kadınlar topuklu ayakkabıyı erkek egemen güzellik anlayışının dayatması olarak değerlendirirken bazıları bunu kişisel ifade, estetik ve özgüvenin bir parçası olarak görüyordu.
Aslında tartışmanın merkezinde ayakkabının kendisinden çok, kadının tercih hakkı bulunuyordu.
Bir kadın topuklu ayakkabı giymek istiyorsa bunu özgürce yapabilmeliydi. Ancak giymek istemediğinde de mesleki, toplumsal veya ekonomik bir yaptırımla karşılaşmamalıydı.
Bu yaklaşım, günümüzdeki kadın hakları tartışmalarının da temelini oluşturuyor.
5. Cannes Film Festivali: Topuklu ayakkabı giymemek neden siyasi tartışmaya dönüştü?
Topuklu ayakkabının kadın haklarıyla ilişkisini uluslararası kamuoyunun gündemine taşıyan olaylardan biri 2015 yılında Cannes Film Festivali'nde yaşandı.
Festivalin kırmızı halısında kadınların yüksek topuklu ayakkabı giymesi gerektiğine ilişkin uygulama ve beklentiler tartışma yarattı.
Todd Haynes'in Carol filminin gösterimine katılmak isteyen bazı kadınların düz ayakkabı giydikleri gerekçesiyle içeri alınmadığı haberleri yayımlandı. Üstelik bu kadınlardan bazılarının yüksek topuk giymelerini engelleyen sağlık sorunları bulunuyordu.
Festival yönetimi, kadınların mutlaka yüksek topuklu ayakkabı giymesini zorunlu tutan resmî bir kural olmadığını açıkladı. Ancak yaşanan olay, kadın ve erkeklere uygulanan kıyafet standartları arasındaki eşitsizliği yeniden gündeme getirdi.
Oyuncu Emily Blunt, tartışmaya katılarak kadınların yüksek topuk giymeye zorlanmasını eleştirdi. Ona göre kadınların erkeklerle eşitlik mücadelesi verdiği bir dönemde böyle bir beklentinin sürdürülmesi kabul edilemezdi.
2018 yılında ise oyuncu Kristen Stewart, Cannes kırmızı halısında yüksek topuklu ayakkabılarını çıkararak merdivenleri çıplak ayakla çıktı.
Stewart'ın bu hareketi, yalnızca bir moda tercihi olarak değil, kadınlara yönelik çifte standarda karşı sembolik bir protesto olarak yorumlandı.
Stewart'ın itirazı oldukça açıktı: Erkeklerden topuklu ayakkabı ve elbise giymeleri istenmiyorsa kadınlardan neden isteniyordu?
Bu olay, bir kıyafet kuralının nasıl toplumsal cinsiyet eşitliği tartışmasına dönüşebileceğini gösterdi.
6. Japonya'da #KuToo hareketi: Kadınlar işyerinde topuklu ayakkabı giymek zorunda mı?
Yumi Ishikawa #KuToo dilekçesini sunuyor.
Topuklu ayakkabı tartışmasının en dikkat çekici örneklerinden biri 2019 yılında Japonya'da ortaya çıktı.
Japon oyuncu ve yazar Yumi Ishikawa, iş başvurularında ve çalışma hayatında kadınlardan yüksek topuklu ayakkabı giymelerinin beklenmesine karşı bir kampanya başlattı.
Hareketin adı #KuToo idi.
Bu isim, Japoncada ayakkabı anlamına gelen kutsu ve acı anlamına gelen kutsuu kelimeleriyle, dünyaca bilinen #MeToo hareketine gönderme yapılarak oluşturulmuştu.
Ishikawa, işyerlerinde kadınların yüksek topuklu ayakkabı giymeye zorlanmasının fiziksel acıya ve sağlık sorunlarına yol açabileceğini savunuyordu.
Kampanya kısa sürede uluslararası gündeme taşındı.
Kadın hakları savunucuları, erkek çalışanların rahat ayakkabılarla çalışabildiği ortamlarda kadınların neden belirli bir estetik standarda uymak zorunda bırakıldığını sorguladı.
Japonya'daki tartışma, işyerinde kıyafet kurallarının yalnızca kurumsal görünüm meselesi olmadığını ortaya koydu. Kadınların bedensel rahatlığı, çalışma koşulları ve eşit muamele görme hakları da tartışmanın merkezine yerleşti.
Bu hareketin önemli bir yönü, kadınların topuklu ayakkabıyı tamamen reddetmesini istememesiydi. Asıl talep, kadınların bu ayakkabıları giymeye zorlanmamasıydı.
Böylece mesele moda tercihinden çıkıp çalışma hayatında eşitlik ve ayrımcılık tartışmasına dönüştü.
7. Topuklu ayakkabı bir özgürlük sembolü olabilir mi?
Burada ilginç bir çelişki ortaya çıkıyor.
Bir dönem erkek aristokrasisinin güç ve statü göstergesi olan topuklu ayakkabılar, zamanla kadınlığın ve çekiciliğin sembolü haline geldi. Günümüzde ise aynı ayakkabılar hem kadınların kendilerini ifade etme biçimlerinden biri hem de toplumsal baskının sembolü olarak tartışılıyor.
Bu çelişkiyi yalnızca moda tarihiyle açıklamak mümkün değil.
Kadınların toplumsal konumundaki değişim, ekonomik bağımsızlık, çalışma hayatına katılım ve feminist hareketlerin gelişimi, kıyafetlerin anlamını da değiştirdi.
Bugün bir kadın yüksek topuklu ayakkabı giyerek kendisini güçlü, zarif veya özgüvenli hissedebilir. Başka bir kadın ise aynı ayakkabıyı rahatsız edici ve kısıtlayıcı bulabilir.
Her iki tercih de meşrudur.
Sorun, toplumun veya işverenin bu tercihlerden birini kadınlara zorunlu hale getirmesidir.
Çünkü özgürlük, yalnızca belirli bir kıyafeti giyebilmek değil, o kıyafeti giymemeyi de seçebilmektir.
Sonuç: Mesele ayakkabı değil, kadın üzerinde kimin söz sahibi olduğu
Topuklu ayakkabının birkaç yüzyıllık tarihi, toplumsal değerlerin ve güç ilişkilerinin nasıl değiştiğini gösteren ilginç bir örnek sunuyor.
Bir zamanlar Avrupa krallarının ve aristokrat erkeklerinin ayrıcalık sembolü olan topuklu ayakkabılar, daha sonra kadın modasının vazgeçilmez parçalarından birine dönüştü. Modern dönemde ise kadınların güzellik standartları, çalışma hayatındaki eşitsizlikler ve beden özgürlüğü tartışmalarının merkezine yerleşti.
Bu hikâyenin bize gösterdiği önemli bir gerçek var: Gündelik hayatta sıradan görünen tercihler bile siyasi ve toplumsal anlamlar taşıyabilir.
Bir kadının nasıl giyineceği, nasıl görüneceği, hangi güzellik standartlarına uyacağı ve çalışma hayatında hangi kıyafetleri kullanacağı üzerine verilen kararlar, aslında bireysel özgürlük ile toplumsal denetim arasındaki sınırları belirliyor.
Belki de asıl soru şudur:
Kadınların özgürlüğü, topuklu ayakkabı giyebilmekte mi, yoksa giymek zorunda olmamakta mı saklı?
Cevap aslında ikisinde de.
Çünkü kadın özgürlüğü, bir ayakkabıyı giymek veya çıkarmakla ölçülmez. Kadının kendi bedeni ve yaşamı hakkında karar verebilmesiyle ölçülür.
Ve bazen bir çift ayakkabıyı çıkarmak, yüzyıllardır devam eden toplumsal bir alışkanlığı sorgulamanın en görünür yollarından biri olabilir.
SEO Bilgileri
SEO başlığı: Topuklu Ayakkabının Siyaseti: Kadın Hakları ve Feminizm
Meta açıklaması: Topuklu ayakkabılar nasıl erkek aristokrasisinden kadın modasına geçti? Cannes protestoları, Japonya'daki #KuToo hareketi ve feministlerin kadın bedeni üzerindeki toplumsal baskıya itirazları.
Anahtar kelimeler: topuklu ayakkabı tarihi, kadın hakları, feminizm, kadın özgürlüğü, kadın bedeni, toplumsal cinsiyet eşitliği, #KuToo hareketi, Cannes topuklu ayakkabı protestosu, kadın modası tarihi, güzellik dayatması, kadınların çalışma hayatı
yorumlar
Bu yazıda neye katılıyor, neye itiraz ediyorsunuz?
Yorumunuzu yazın ↓Henüz yorum yok. İlk sözü siz söyleyin; kısa bir not da olur.