Muhtarın Gücü, Belediyenin İmkânları: Yılanların Öcü'nden Türkiye'de Yerel İktidar ve Kayırmacılık
Bayat Gündem | Edebiyat, Siyaset ve Toplum
Bir köy muhtarının, köylülerin ortak kullanımına ait bir alanı kendi siyasi ve ekonomik ilişkileri doğrultusunda başka bir köylüye satması… İlk bakışta iki aile arasında yaşanan sıradan bir toprak anlaşmazlığı gibi görünebilir. Oysa Fakir Baykurt'un Yılanların Öcü romanında anlattığı mesele, çok daha derin bir toplumsal soruna işaret eder: Yerel iktidarın kişisel nüfuza dönüşmesi, kamusal yetkinin belirli kişilerin çıkarları doğrultusunda kullanılması ve sıradan vatandaşın güç ilişkileri karşısında savunmasız kalması.
1958 yılında yayımlanan romanın merkezindeki bu çatışma, yalnızca 1950'lerin Anadolu köyünü anlatan edebî bir hikâye değildir. Aynı zamanda Türkiye'de yerel yönetimlerin, siyasi nüfuz ilişkilerinin, kamu kaynaklarının dağıtılmasının ve kayırmacılığın nasıl tartışılması gerektiğine ilişkin önemli bir toplumsal gözlem sunar.
Bugün köy meydanında yaşanan küçük ölçekli mülkiyet çatışmasının yerini belediye taşınmazları, imar kararları, kamu ihaleleri ve büyük ölçekli yatırımlar almış olabilir. Ancak kamusal yetkinin kişisel ilişkilere ve ayrıcalıklara dönüşmesi meselesi güncelliğini koruyor.
Yılanların Öcü'nde muhtarın iktidarı
Fakir Baykurt'un romanında Karataş köyünün muhtarı Hüsnü, yalnızca köyün idari işlerini yürüten bir yönetici değildir. Köyün ekonomik ve sosyal ilişkileri üzerinde etkili olan, sahip olduğu makamı ve nüfuzunu kullanarak diğer köylüler üzerinde baskı kurabilen bir karakterdir.
Romanın temel çatışması, Kara Bayram'ın evinin önündeki alanın Haceli'ye verilmesiyle başlar. Bayram'ın ailesi açısından evlerinin önü, gündelik hayatın bir parçası ve yaşam alanlarının doğal uzantısıdır. Ancak muhtar Hüsnü'nün yönlendirdiği yerel güç ilişkileri içinde bu alan, başka bir kişinin tasarrufuna bırakılabilecek bir kaynak gibi değerlendirilir.
Haceli, kendisine verilen yerde ev yapmaya başladığında Bayram'ın ailesiyle çatışma büyür. Yaşananlar yalnızca iki ailenin anlaşmazlığı değildir. Muhtarın yerel otoriteyi kullanarak oluşturduğu güç düzenine karşı bir ailenin verdiği mücadeledir.
Muhtarın köylülerden çeşitli gerekçelerle para toplaması, ekonomik gücünü siyasi nüfuzla birleştirmesi ve kendisine karşı çıkanları baskı altında tutması, romanın en önemli toplumsal eleştirilerindendir.
Burada dikkat çekici olan, muhtarın makamının sağladığı otoriteyi bütün köylülerin ortak yararına kullanmamasıdır. Kamu görevi, kişisel ilişkilerin ve çıkarların yönetildiği bir araca dönüşmektedir.
Yerel iktidar nasıl kayırmacılık mekanizmasına dönüşür?
Yerel yönetimlerin temel amacı, bir bölgede yaşayan insanların ortak ihtiyaçlarını karşılamaktır. Belediye, köy yönetimi veya başka bir yerel idare, belirli kişilerin değil bütün toplumun yararına çalışmak zorundadır.
Ancak yerel yönetimlerde karar alma gücü belirli kişilerin çevresinde yoğunlaştığında farklı bir ilişki biçimi ortaya çıkabilir.
Bu noktada siyaset biliminde kullanılan iki kavram önem kazanır: Patronaj ve klientelizm.
Patronaj, kamu kaynaklarının, hizmetlerin, görevlerin veya ekonomik imkânların belirli kişi ve gruplara siyasi ya da kişisel yakınlıklar üzerinden dağıtılmasıyla ilgili bir ilişki biçimidir. Klientelizm ise bu kaynak ve ayrıcalıkların siyasi destek, sadakat veya karşılıklı bağımlılık ilişkileriyle bağlantılı hale gelmesini ifade eder.
Bu ilişkilerin en önemli özelliği, kamu hizmetinin eşit vatandaşlık ilkesi yerine kişisel bağlantılar üzerinden dağıtılmaya başlamasıdır.
Örneğin bir belediye hizmetinin belirli bir mahalleye öncelik verilerek götürülmesi tek başına kayırmacılık değildir. İhtiyaç, nüfus, afet riski veya sosyal koşullar gibi nesnel ölçütlerle yapılan önceliklendirmeler kamu yönetiminin olağan parçasıdır.
Ancak kaynakların belirlenmesinde siyasi yakınlık, kişisel ilişkiler veya belirli çevrelerin çıkarları belirleyici olmaya başladığında kamu hizmetinin niteliği değişir.
Fakir Baykurt'un muhtar Hüsnü karakteri üzerinden gösterdiği sorun tam da budur: Makamın sağladığı yetki ile kişisel nüfuz arasındaki sınırın ortadan kalkması.
Türkiye'de belediyeler: Kamu kaynaklarının yönetimi ve siyasi nüfuz
Bugünün Türkiye'sinde yerel yönetimler, yalnızca çöp toplama, yol yapma, su ve kanalizasyon hizmeti sunma gibi görevleri yerine getiren idari kurumlar değildir.
Belediyeler aynı zamanda önemli ekonomik kaynakları yöneten, büyük ölçekli satın almalar yapan, taşınmazları kiralayan, sosyal yardımları dağıtan, imar süreçlerinde yetki kullanan ve çok sayıda personel istihdam eden kamu kuruluşlarıdır.
Bu nedenle belediye yönetiminde ortaya çıkabilecek kayırmacılık, sadece belirli bir kişinin veya şirketin avantaj elde etmesi anlamına gelmez. Kamu kaynaklarının dağılımında eşitlik ve adalet ilkesinin aşınmasına da yol açabilir.
Osman Savaşkan'ın 2020 yılında yayımlanan Türkiye'de Belediye Başkanı Olmak: Sınırlar, Stratejiler ve Meşruiyet başlıklı akademik çalışması, belediye başkanlarının karar alma süreçlerinin yalnızca yasal yetkilerle açıklanamayacağını ortaya koyuyor.
Çalışmada belediye başkanlarının merkezi yönetim, yerel çıkar grupları ve siyasi parti teşkilatlarıyla ilişkileri inceleniyor. Bu ilişkilerin belediyelerin karar alma süreçleri üzerindeki etkisine dikkat çekiliyor.
Dolayısıyla yerel siyaseti anlamak için yalnızca belediye başkanının hangi partiye mensup olduğuna veya hangi seçimle göreve geldiğine bakmak yeterli değildir. Kararların hangi ekonomik ve siyasi ilişkiler içerisinde alındığını da incelemek gerekir.
Belediye ihaleleri: Rekabet yerine yakınlık ilişkileri mi?
Belediyelerin ekonomik gücünün en görünür olduğu alanlardan biri kamu ihaleleridir.
Yol yapımından park düzenlemesine, temizlik hizmetlerinden toplu taşımaya, altyapı yatırımlarından danışmanlık hizmetlerine kadar birçok işlem kamu alımları üzerinden gerçekleştirilir.
Türkiye'de kamu ihalelerinin temel hukuki çerçevesini 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu oluşturur.
Kanunun 5. maddesi kamu alımlarında saydamlık, rekabet, eşit muamele, güvenilirlik, kamuoyu denetimi ve kaynakların verimli kullanılmasını temel ilkeler olarak belirler.
Bu ilkeler, ihale sürecinin belirli şirketlerin çıkarları doğrultusunda şekillenmesini önlemeyi amaçlar.
Ancak uygulamada doğrudan temin yönteminin yanlış kullanılması, ihtiyaçların ihale limitinin altında kalacak şekilde parçalara bölünmesi, rekabet koşullarının sağlanamaması veya sözleşme uygulamalarındaki eksiklikler kamu denetiminin gündemine gelebilmektedir.
Sayıştay'ın Eylül 2025'te TBMM'ye sunduğu 2024 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, bu sorunların farklı kamu idarelerinde tekrar eden denetim başlıkları olduğunu gösteriyor.
Raporda bazı kamu idarelerinde ihale mevzuatının temel ilkelerine uyulmadığı, ihale yöntemiyle karşılanması gereken ihtiyaçların doğrudan temin yoluyla ve parasal limitlerin altında kalmak amacıyla parçalara bölünerek karşılandığı tespitlerine yer veriliyor.
Bu bulguların her biri otomatik olarak yolsuzluk veya ceza suçu anlamına gelmiyor. Ancak kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı, rekabetin ne ölçüde sağlandığı ve denetim mekanizmalarının ne kadar etkili olduğu açısından önemli göstergeler oluşturuyor.
Kamu ihalelerinde asıl sorgulanması gereken, belirli bir şirketin ihaleyi kazanmış olması değil; ihalenin hangi koşullarda yapıldığı, rekabetin sağlanıp sağlanmadığı, fiyatın nasıl belirlendiği ve kamu yararının korunup korunmadığıdır.
Kamu arazileri: Köy meydanından belediye taşınmazlarına
Yılanların Öcü romanının bugünün Türkiye'siyle en güçlü bağlantılarından biri de kamu mülkiyetidir.
Romanda köyün ortak kullanımına ait bir alanın belirli kişilerin çıkarına kullanılması, mülkiyet hakkının ve kamusal tasarrufun kim tarafından belirleneceği sorusunu gündeme getirir.
Bugün aynı mesele belediyelerin sahip olduğu arsalar, araziler, parklar, sosyal tesisler ve ticari taşınmazlar üzerinden tartışılmaktadır.
Bir belediyenin elindeki taşınmazı kiralaması, bir kamu kurumuna tahsis etmesi veya mevzuat çerçevesinde satışa çıkarması mümkündür. Ancak bu işlemlerin yetkili organların kararlarına, hukuki koşullara ve kamu yararına uygun yürütülmesi gerekir.
5393 sayılı Belediye Kanunu ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, belediye taşınmazlarının yönetimi ve kiralanması bakımından temel hukuki düzenlemeler arasında yer alır.
Sayıştay'ın 2024 yılı dış denetim raporu bu konuda dikkat çekici tespitler içeriyor.
Raporda bazı kamu idarelerinde;
-
Belediye taşınmazlarının meclis kararı olmadan tahsis edilmesi,
-
Tahsis sürelerinin kanunda öngörülen sınırları aşması,
-
Kamu hizmeti amacı dışında taşınmaz tahsis edilmesi,
-
Tahsis edilen yerlerin amacı dışında kullanılması,
-
Özel kişi ve kuruluşlara mevzuattaki istisnalar bulunmadan bedelsiz kullanım imkânı sağlanması
gibi uygulamalara rastlandığı belirtiliyor.
Sayıştay, bu tür işlemlerin mevzuata uygun hale getirilmesi, taşınmazların kullanımının düzenli olarak denetlenmesi ve tahsis amacı dışında kullanılan yerler için gerekli işlemlerin yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.
Burada önemli olan yalnızca bir arsanın kime verildiği değildir. O arsanın hangi kararla, hangi hukuki gerekçeyle, hangi bedelle ve hangi kamu yararı doğrultusunda kullandırıldığıdır.
İşte Fakir Baykurt'un romanındaki köy meydanı ile bugünkü belediye taşınmazları tartışması arasında kurulabilecek en anlamlı bağlantı da budur.
Siyasi yakınlık ve kamu istihdamı: Yerel patronajın diğer yüzü
Kayırmacılık tartışması yalnızca ihale ve taşınmaz işlemleriyle sınırlı değildir.
Belediyelerde işe alımlar, üst düzey yönetici atamaları, şirket yönetimlerinin belirlenmesi ve hizmet alımları da siyasi nüfuz ilişkilerinin tartışıldığı alanlar arasında yer alır.
Kamu kurumlarında işe alım ve terfi süreçlerinin liyakat yerine siyasi veya kişisel bağlantılar üzerinden şekillendiği iddiaları, Türkiye'de uzun süredir tartışılmaktadır.
Marmara Üniversitesi Açık Erişim Sistemi'nde yayımlanan Hasan Kaya'nın 2022 tarihli akademik çalışması, Türkiye'de kamu istihdamında partizanlık algısını ve politik yozlaşma sorununu ele alıyor.
Çalışmada belediyeler ve diğer yerel yönetimler de inceleniyor. Kamu istihdamında siyasi yakınlık, torpil ve kayırmacılık algısının kamu yönetimine duyulan güven üzerindeki etkisine dikkat çekiliyor.
Burada da temel ilke açıktır: Kamu kurumlarında istihdamın ve görevde yükselmenin ölçütü kişisel yakınlık değil, liyakat ve ehliyet olmalıdır.
Bir belediyenin seçilmiş yönetimi kendi siyasi programını uygulayabilir. Ancak bu durum kamu görevlerinin parti sadakati veya kişisel ilişkiler temelinde dağıtılmasını meşru hale getirmez.
Çünkü belediyenin insan kaynağı da taşınmazları ve bütçesi gibi kamuya aittir.
Yerel yönetimde güç ilişkileri neden önemlidir?
Yerel iktidar, vatandaşın günlük hayatına doğrudan temas eder.
Bir ruhsatın verilmesi, bir arsanın imar durumunun değiştirilmesi, bir işletmenin denetlenmesi, bir yolun yapılması, bir sosyal yardımın dağıtılması veya bir belediye taşınmazının kiralanması insanların ekonomik ve toplumsal hayatını doğrudan etkiler.
Bu nedenle yerel yönetimlerde siyasi nüfuzun kişisel ayrıcalığa dönüşmesi, yalnızca idari bir sorun değildir. Aynı zamanda demokrasi ve eşit vatandaşlık meselesidir.
Bir vatandaşın kamu hizmetine erişebilmek için bir siyasi partiye, belediye yöneticisine, yerel bir nüfuz sahibine veya aracıya ihtiyaç duyması, kamusal hizmetin eşitlik temelinden uzaklaşmasına yol açar.
TESEV'in 2000 yılında yayımladığı Türkiye'de Yerel ve Merkezi Yönetimlerde Hizmetlerden Tatmin, Patronaj İlişkileri ve Reform başlıklı araştırma da kamu hizmetlerinde kayırmacılık ve vatandaşın kamu yönetimiyle ilişkisi konularını ayrı başlıklar altında inceliyor.
Bu çalışma, patronaj ilişkilerinin yalnızca kamu görevlilerinin davranışlarından ibaret olmadığını, vatandaşın hizmetlere erişim biçimi ve kamu yönetimine duyduğu güvenle de yakından bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.
Dolayısıyla yerel yönetimde asıl mesele, yöneticinin siyasi kimliği değil, yönettiği kamu kaynakları üzerindeki yetkisini hangi kurallara göre kullandığıdır.
Yılanların Öcü'nden bugünün Türkiye'sine: Değişen ölçek, devam eden soru
Fakir Baykurt'un romanında muhtar Hüsnü'nün nüfuzuyla köylülerin ortak yaşam alanına müdahale etmesi, küçük bir yerleşim yerindeki iktidar ilişkilerini görünür kılar.
Bugün Türkiye'de aynı sorunlar daha büyük ekonomik ve kurumsal ölçeklerde karşımıza çıkabilir.
Köy meydanının yerini belediye arazileri, köy kurulu kararlarının yerini belediye meclisi ve encümen kararları, yerel nüfuz ilişkilerinin yerini ise daha karmaşık siyasi ve ekonomik ağlar almıştır.
Elbette bir köy muhtarının romanda tasvir edilen davranışlarını doğrudan bugünkü belediye yönetimlerine eşitlemek doğru değildir. Günümüz belediyeleri farklı yetki ve denetim mekanizmalarına sahip kamu tüzel kişileridir.
Ancak edebî eserin işaret ettiği toplumsal sorun hâlâ önemlidir: Kamusal otoritenin kişisel çıkarlar için kullanılma ihtimali.
Bu nedenle belediyelerde şeffaflık, ihale süreçlerinin denetlenmesi, taşınmaz yönetiminde hesap verebilirlik, liyakat esaslı istihdam ve bağımsız denetim yalnızca teknik yönetim ilkeleri değildir. Demokratik yerel yönetimin temel güvenceleridir.
Sonuç: Kamu görevi ayrıcalık değil, emanettir
Yılanların Öcü, köy hayatının yoksulluğunu ve toplumsal çatışmalarını anlatırken aslında çok daha geniş bir soruyu gündeme getirir: Bir topluluğun ortak kaynakları üzerinde kim söz sahibidir?
Muhtar Hüsnü'nün temsil ettiği yerel güç, kendisine emanet edilen yetkiyi köylülerin ortak yararı yerine kişisel ve çevresel çıkarlar doğrultusunda kullandığında adalet duygusu zedelenir.
Bugün bu sorunun karşılığını belediye bütçelerinde, kamu ihalelerinde, taşınmaz tahsislerinde, imar kararlarında ve kamu istihdamında aramak gerekiyor.
Bir belediye başkanının, muhtarın veya kamu yöneticisinin seçilmiş ya da atanmış olması, kamu kaynakları üzerinde sınırsız tasarruf hakkı bulunduğu anlamına gelmez.
Yerel yönetimin gerçek başarısı, yöneticinin çevresindeki insanların ne kadar imkâna kavuştuğuyla değil, bütün vatandaşların kamu hizmetlerinden eşit ve adil biçimde yararlanıp yararlanamadığıyla ölçülmelidir.
Fakir Baykurt'un yıllar önce bir Anadolu köyünde anlattığı çatışma, bugün de güncelliğini koruyan bir soruyu önümüze bırakıyor:
Kamu adına kullanılan yetki, toplumun ortak yararına mı hizmet ediyor, yoksa belirli kişilerin siyasi ve ekonomik gücünü mü büyütüyor?
Bu soru, Yılanların Öcü'nün edebî dünyasından çıkarak Türkiye'nin yerel yönetim, demokrasi ve kamu kaynaklarının kullanımı tartışmalarının merkezine yerleşiyor.
Bayat Gündem – Edebiyat, Siyaset ve Toplum
Kaynakça ve ileri okuma
-
Fakir Baykurt, Yılanların Öcü, Remzi Kitabevi, 1959.
-
Sayıştay Başkanlığı, 2024 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu.
-
Osman Savaşkan, Türkiye'de Belediye Başkanı Olmak: Sınırlar, Stratejiler ve Meşruiyet, 2020.
-
Fikret Adaman ve Ali Çarkoğlu, Türkiye'de Yerel ve Merkezi Yönetimlerde Hizmetlerden Tatmin, Patronaj İlişkileri ve Reform, TESEV, 2000.
-
Hasan Kaya, Türkiye'de Kamu İstihdamında Partizanlık Algısı ile Politik Yozlaşmanın Nedenleri ve Çözüm Önerileri, 2022.
yorumlar 1
Bu yazıda neye katılıyor, neye itiraz ediyorsunuz?
Yorumunuzu yazın ↓